KAR VE SOGUK 10

GERÇEĞİN SOĞUK YÜZÜ VE EMANET

Yabancı, karşısındaki devasa ayının kükremesiyle dehşete kapılmış bir halde yere yığıldı. Kar fırtınasının uğultusu mağaranın girişinde yankılanırken, anne ayı üzerine atılmak için kaslarını gerdi. O an içgüdüsel bir hareketle ayının önüne geçtim ve elimi havaya kaldırarak ona durmasını işaret ettim. Aramızdaki o görünmez bağ bir kez daha galip geldi; ayı hırlayarak geri çekildi ama gözlerini yabancıdan bir an bile ayırmadı.

Adamın yanına çöktüm. Üstü başı buz tutmuş, parmakları morarmıştı. Onu güçlükle taş odamdaki ateşin yanına taşıdım. Isındıkça kendine gelmeye başladı. Gözlerini aralayıp beni ve tepemizde bir dağ gibi dikilen dev ayıyı görünce nutku tutuldu. Titreyen elleriyle avucundaki gümüş saati bana uzattı. “Sen…” dedi fısıltıyla, “Sen ‘Dağın Bekçisi’nin oğlusun. Bu saati bana baban verdi. Senin burada, güvende olduğunu biliyordu.”

Duyduklarım karşısında sarsıldım. Adamın anlattığına göre babam beni buraya terk etmek için değil, bu dondurucu dünyada hayatta kalmayı ve bu kadim ayı soyuyla bağ kurmayı öğrenmem için bırakmıştı. Babam, bu bölgenin dengesini koruyan bir “bekçiydi” ve peşindeki gizemli bir tehlikeyi mağaradan uzaklaştırmak için kendini feda ederek karların içine dalmıştı. Adam, “Baban senin için geri dönecek,” dedi ama sesi rüzgarın uğultusuyla titriyordu. “Fakat önce senin bu mağaranın ötesindeki gerçek gücü bulman gerekiyor.” Başımı kaldırıp anne ayıya baktım. Artık onun neden beni koruduğunu, neden bir insanı ailesine kabul ettiğini anlıyordum. Biz sadece hayatta kalanlar değildik; biz bu dağın kadim sırrının ortaklarıydık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir