Kazma Sesleri ve Dağın Uyanışı

​BÖLÜM 2: Kazma Sesleri ve Dağın Uyanışı
​Ertesi sabah, içimde bir yerlerde uyuyan o huzursuz merakla, gün doğmadan yola koyuldum. Sırtımda ağır bir kazma, belimde paslı bir kürek vardı. Köyden çıkarken arkama bakmadım; sanki baksam, bozkır beni geri çağıracak, o sırra ulaşmamı engelleyecekti.
​Kayalığa ulaştığımda hava hala pusluydu. Kazmayı taşa vurduğum ilk darbede, ses tüm vadide, sanki dev bir çan çalınmış gibi yankılandı: Tak! Dağ, uykusundan uyanmış gibi bir sarsıntıyla cevap verdi bu darbeye. Öğleye kadar durmaksızın çalıştım. Ellerim nasır bağladı, parmak uçlarımdan sızan kan kazmanın sapına karıştı ama ben durmadım.
​Güneş tepeden çekilip gölgeler uzamaya başladığında, kayanın alt kısmındaki toprak tabakası hafifçe çöktü. Kaya milim milim oynadı ama tamamen açılmaya niyeti yoktu. Sürünün çoktan uzaklaştığını, çan seslerinin vadi tabanına indiğini duyunca aletleri sıkıca çalılıkların arasına gizledim. Eve dönerken zihnimde sadece o taş kapı vardı. O gece, köyün köpekleri bile alışılmışın dışında, dağa bakarak uluyorlardı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir