İnsan ve Doğa Arasındaki Bağ


İnsan ve Doğa Arasındaki Bağ

Kendi ailemi düşündüm; bir ayının yavrularına gösterdiği bu içgüdüsel şefkati görünce içim sızladı. Bir hayvan bile yavrularını bu dondurucu soğukta böylesine sarıp sarmalarken, benim ailem beni neden bu kadere terk etmişti? Bu düşünceler içindeyken anne ayı bana doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Kalbim hızlansa da bu kez kaçmadım. Elimi yavaşça kaldırıp o devasa kafasını okşadım. Tüylerinin altındaki o sıcaklık içimi rahatlattı. Gözlerinin içine baktığımda orada derin bir yaşam, sanki beni de ailesinden biriymiş gibi benimseyen bir kabulleniş gördüm.

Ortak Bir Sofra

Ayı, burnuyla beni yavrularına doğru hafifçe ittirdi; sanki “Git, onlarla vakit geçir,” diyordu. Çantamdan yiyeceklerimi çıkardım ve küçük dostlarımın yanında karnımı doyurdum. Onlar avlanan etle beslenirken, ben kendi azığımla onlara eşlik ettim. Anne ayı bir yandan bizi izliyor, bir yandan da yorgunlukla gözlerini kapatıp uyumaya çalışıyordu. Yemekten sonra karınları doyan yavrular, annelerinin o devasa, koruyucu kollarının arasına sokulup derin bir uykuya daldılar.

Mağarada Bir Köşe: Kendi Odam

Onlar uyurken ben de boş durmadım. Bu mağara artık benim sığınağımdı ve kendime ait, daha korunaklı bir alan yaratmalıydım. Mağaranın iç kısmında, rüzgarı ve soğuğu kesecek şekilde taşları üst üste dizerek kendime küçük bir oda yaptım. İçerisine dumanın tahliye olabileceği, ateşi güvenle yakabileceğim bir düzenek kurdum. Dışarıdaki ateşi dikkatlice bu yeni yuvama taşıdım. Ben taşlarla boğuşup kendime bir yaşam alanı kurarken, yavrular rüyalarında oynaşmaya devam ediyor, anne ayı ise yarı açık gözlerle her hareketimi dikkatle ama huzurla izliyordu. Artık sadece sığınmıyordum; bu vahşi ama şefkatli yuvada kendime bir yer açıyordum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir