Sessizliğe Gömülen Yıllar


Düşlediğim hayat başkaydı, yaşadığım hayat ise bambaşka… Yaşadığım hayat çok kısaydı ama o kısa zamana sığan acıların tarifi yoktu. Doğduğum gün hava -30 dereceymiş. Garip bir tecelli ki, yirmi yaşıma gelene kadar gördüğüm en yüksek sıcaklık, doğduğum o ilk günmüş. Kaderim sanki o gün mühürlenmişti; her doğum günümde termometreler istisnasız -30’u gösterirdi. Zamanla alışmıştık bu amansız ayaza. Ben soğuğa alışmıştım, köylü ise bana karşı sergilediği o buz gibi tavırlara… Sekiz yaşıma bastığımda hayata ve insanlara küsmüştüm. Köylüler, köyün üzerine çöken bu bitmek bilmeyen soğuğun benden kaynaklandığını düşünüyor, uğursuz sayıp beni dışlıyorlardı.

Sessizliğe Gömülen Yıllar

Bir süre sonra konuşmayı tamamen bıraktım. Ağzımdan tek bir kelam dahi çıkmıyordu artık. Okula gitmiyor, kapı dışarı çıkmıyordum. Kendi ailemin bile beni istemediğinin, bakışlarındaki o ağır yükün farkındaydım. Bir sabah, sessiz geçen kahvaltının ardından babamın sesi buz sessizliğini böldü:
“Seninle ormana gideceğiz.”
İçimi tarif edilemez bir endişe kapladı. Annem beni kat kat giydirdi, hazırlıklar sanki bir vedayı andırıyordu. Babamın sırtında büyükçe bir torba vardı, yola koyulduk.

Ormana Doğru: Dönüşü Olmayan Yol

Köyün içinden geçerken köylülerin meraklı ve yargılayıcı bakışları üzerimdeydi. Fısıldaşmaları rüzgarla birlikte kulağıma kadar geliyordu: “En iyisi bu… Daha önce yapmalıydı. Helal olsun, yiğit adammış Yiğit…” Babamın adımları karın üzerinde gıcırdarken, benim içimdeki korku o -30 dereceden daha fazla üşütüyordu beni. Ormanın derinliklerine, o bilinmezliğe doğru ilerliyorduk.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir